televizya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
televizya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2009 Perşembe

Messi'nin uçtuğu an

Geçtiğimiz cumartesi günü, Barselona Madrid'e 6 gol attıktan sonra buraya bir şeyler yazmak lazım gelirdi. Ama içimden bir ses hem pazartesi akşamı yayınlanan Krakovia'yı hem de bu geceki maçı beklememi tembihledi bana...

Madrid deplasmanı Barselona'nın, Barselonalıların içinin yağlarının eridiği bir 'şölen'e dönüştü. Bir yandan Real Madrid'in Barselona karşısında sahada varlık gösteremediği, lig şampiyonluğu yarışını bırakmak istemeyen bir takım için bu sonucun utanç verici olduğu, Real Madrid'in aslında bugüne kadar çoğu maçı nasıl havadan kazandığı gibi ağır laflar dolaştı buradakilerin ağzında. Diğer yandan, maç sonrasındaki basın toplantısına katalanca soruların hakim olması TV3 (Katalan Televizyonu) muhabirini o kadar memnun etti ki kendisi'Bernabeu'da katalanca! Bu günleri de gördük ya ne mutlu!' diye haykırmaktan kendini alamadı. Yani yine futbol ve siyaset birbirine karıştı; Barselona'nın zaferi Katalanların zaferi ilan edildi. Tarihin 2 Mayıs yani Madrid bölgesinin bayramı olması da işin tuzu biberi oldu biraz. Wikipedia'ya göre bu tip 'gün'ler, ulusal bayramın bölgesel bir dengi. Mesela Katalunya'nın 'ulusal' günü 11 Eylül (la Diada). Madrid'e bayramı zehir etmiş olmak, bir 'ispanyol' bayramında ve 'ispanyol' topraklarında Puyol'un (kafa golünün ardından) Katalan bayrağını (la Senyera) gururla öpmesini seyretmek -katalan olsun olmasın- bütün Barcelona taraftarlarına neşe verdi (Puyol'un golünden çok gol sevinci gösterildi televizyonda). TV3'deki Hat-Trick (spor-yorum) programında Madrid taraftarı yorumculara Barselona forması giydirilip bütün gece -her ne kadar dostça ve saygı sınırları içinde de olsa- kendileriyle dalga geçildi vs. Dönüşte kulüp otobüsü Prat Havaalanı'ndan çıkmakta oldukça zorlandı. Oyuncular kahramanlar gibi karşılandı. Hep, 'Şimdiden hazza kapılmayın; ligin bitmesine haftalar var' deyip duran Guardiola bile basın toplantısında mutluluktan konuşamadı. Maç sonrası La Rambla'ya bakan bir balkondan anons yapan muhabirin arkasında yüzlerce insan kafasından başka bir şey görülmüyordu.


Fotoğraf: AP, Victor R. Caivano (www.lavanguardia.es)

Madrid maçı Barselona Kulübü'ne duyulan aşkı daha da kabarttı doğal olarak. Hemen hemen herkes, Madrid taraftarları bile, Guardiola'nın ekibinin gelmiş geçmiş en iyi takımlardan biri olduğu kanısında birleşti. Tabii Roma yolunda moralleri de bir hayli arttırdı. Ama bunun haricinde, muhtemelen katalan ekonomisine de hatırı sayılır bir katkı sağladı. Barselona'yı evinde izlemek isteyen taraftar-turist sayısını, Barselona Müzesi'ne ve Barselona 'Store'a (burda katalanca 'botiga' deniyor) Sagrada Familia'ya gider gibi gezmeye gidecek meraklıları arttırdı.

Bu akşama gelince: belki 'bu ne gereksiz entellik!' diyeceksiniz ama arkadaşlara sözüm olduğundan ben maçın oynandığı sıralarda sinemadaydım. Yalnız bunun iki avantajı oldu. Birincisi maçı izleyen ev arkadaşımın aksine ben 93 dakika acı çekmek zorunda kalmadım. Barselona'nın 10 kişi kalmasını, Chelsea'nin golünü sadece özetlerde izledim. Zaten canlı canlı izleyemedikten sonra ne gerek var =P Barselona'nın en şaşırtıcı oyuncularından biri olan Iniesta'nın yıldırım gibi golünü anında yaşayamadım gerçi; ama tekrarı bile etkileyiciydi... İkincisi, tam maçın bittiği dakikalarda dışarıda olduğumdan Roma sevincinin sokaklara nasıl yansıdığını bizzat görebildim. Zıpalaya zıplaya metroyu yerinden oynatan, kırmızı ışıkta -zaten zafer kornası çalmakta olan- motorların ve arabaların önünde yolun ortasında durup tezahürat yapan ve karşısında ona arabadan eşlik eden, bar kapılarında Barselona Marşı'nı söylemekte olan taraftarları kendi gözlerimle, fazlasıyla yakından gördüm. Yazıyı yazarken de hala tek tük havai fişek seslerini duyuyorum.

Kısacası Barselona'ya gelmek için en iyi seneyi seçtiğime beni bir kez daha inandıracak bir gün oldu bugün. Sizlere NTVMSNBC fotoğraf galerisinden bir fotoğrafla, 'O An'-vari bir fotoğraf başlığıyla veda ediyorum: Messi'nin uçtuğu an


Olele, olala, ser del Barça es lo millor que hi ha! (Barselona taraftarı olmak kadar güzel şey yok!)





Bona nit! Iyi geceler!

4 Mart 2009 Çarşamba

Cześć tothom! *

Vigoluların dilinde A Coruñalılar Turcos ise ispanyolların çoğu için katalanlar da Polacos yani 'Polonyalılar'. Başta kültürel, politik ve linguistik nedenlerle dillere yer etmiş bu 'dışlayıcı' adlandırma. Kültürel ve politik sebepler malum, katalanlar milliyetçi ve ayrılıkçı tavırlarını yüzyıllardır korumuşlar. Dile gelince, şurda (ispanyolca) yazdığına göre orduda kendi aralarında konuşan katalanları anlamayan diğer ispanyol askerler onları kendilerine yabancı gördükleri için bu ismi takmışlar. Aslında, ispanyolca biliyorsanız katalancayı ilk duyduğunuzda daha çok 'amanın ispanyolca hiçbir şey anlamıyorum, neden anlamıyorum?!?!' demek geliyor içinizden.

Her ne kadar bu adlandırma esasında bir miktar hor görme içerse de katalanlar durumu gayet benimsemiş görünüyorlar. Bu biraz da bazılarının gözünde İspanya'nın Rusya'ya eş olmasından kaynaklanıyor sanırım. Zira yukarıdaki linkte yer alan yazıya yapılan yorumlardan birinde 'Katalunya Rusya'nın Polonya'sıdır' deniyor. Tarihi ve yazarı hatırlamıyorum; Zapatero'nun G8'e katılmak için Sarkozy'nin peşinde koştuğu ve fransız liderden 'Sizi çağırırsak Polonya'yı da çağırmamız lazım' gibi bir cevap aldığı günlerde La Vanguardia'daki köşe yazılarından birinde şöyle deniyordu: 'Eyvah, kabak yine bizim başımıza patlayacak!'.

Madem bir önceki yazıda katalan televizyonculuğunun adı geçti; bahsettiğim linguistik fenomenle bağlantılı bir örnek vereyim sizlere katalan televizyonlarından. TV3'de her perşembe akşamı Polònia adlı politik-satirik bir program yayınlanıyor. Polònia'nın kahramanları arasında gündemde iz bırakan -katalan olsun olmasın- her türlü ismi bulmak mümkün. Hugo Chávez, Kraliyet Ailesi, Katalunya Hükümeti Başkanı, ünlü aşçı Ferran Adrià vb. Alaya alınan konuların bazılarını anlamam mümkün olmuyor haliyle. Ama giderek gündemdeki isimleri tanıdıkça Polònia'yı takip etmek de kolaylaşıyor. Programın bence en başarılı yönleri makyaj ve konsept-grafik tasarım. Türk mizah programcılığının makyaj yönüne hakim değilim elbette. Ama bir örnek vermek gerekirse bizim aklımızda Levent Kırca'dan kalmış saatler süren makyaj ritüeli gibi Polònia'daki makyaj sistemi de. Ayrıca ilk defa Polònia'da taklidini/ikizini gördüğüm birini sonradan gazete ya da televizyonda görünce tanıyabiliyorum mesela.

Tasarıma gelince, tipografisinden jeneriğine ve, en akıllıcası da, jenerik öncesi ve kapanış sonrası sponsor reklamlarına kadar programa dair her şeye sovyetik motifler başarıyla uygulanmış.

Konsept tasarımının doruğa ulaştığı noktaysa Crackòvia: Crackòvia Polònia'nın 'kardeş' programı ve futbolistik versiyonu. Tabii merkezinde de Barça(Barsa)-Real Madrid ikilisinin birbirini çekememezliği var. Programın yıldızları Barçalılar özellikle sırma saçlı Puyol, entellektüel teknik adam Pep Guardiola, Arjantin asıllı Messi ... (Aşağıda size bu üçünün yer aldığı bir video ekliyorum.) Ama Real Madrid'in eski başkanı Calderón, eski teknik direktörü Schuster gibi Madridli isimler de kısa zaman öncesine kadar her programda göze çarpıyorlardı. Aslında Barça-Real Madrid çekişmesi de bir nevi politik bir çekişme. En azından ev arkadaşımın futbol haberlerini takip ederken bana yaptığı yorumlardan ben şöyle bir sonuç çıkartıyorum: Bir yandan Barselonalılar aşırı merkeziyetçi buldukları Madrid'e sinir olup bunun acısını onların takımından çıkarmak isterken bir yandan da katalan milliyetçiliğini hafiften alaya alan a-katalan futbol camiası Barselona'nın yabancı ekiplerle yaptıkları maçlarda sanki içten içe yabancı olan tarafı tutuyorlar da arada ağızlarından bunu kaçırıyorlar gibi...





http://www.youtube.com/watch?v=6cFWjSyoXHs


*Cześć: Polonyaca 'merhaba' (okunuşu ??) / Tothom: Katalanca 'herkes' (okunuşu: tutom)

1 Mart 2009 Pazar

Encomana el català!

6 Mart 2009 tarihinde gözden geçirilip bir miktar düzeltilmiştir.


Başlamadan önce, youtube videosunun sansür-geçirmez linki : http://www.youtube.com/watch?v=XlH4ZLSi3YM.


Youtube'un sırf -en azından herkes için- zararlı neşriyattan ibaret olmadığının bir diğer kanıtı daha. Generalitat de Catalunya'nın katalanca kullanımını teşvik etmek için hazırladığı reklam kampanyası Youtube'ta da hemen yerini almış durumda. 'Encomana el català' (okunuşu: ankumanal katala), 'Katalancayı kullan' ve sanırım bir anlam oyunu sonucunda aynı zamanda da 'Katalancayı bulaştır' anlamına geliyor. BenDeniz de katalanca serüvenine katılmış bir yabancı -ya da katalan televizyonunun deyişiyle bir nova catalana- olarak sizlerle bu videoyu paylaşmak istedim.

Kısaca: Fırına giren genç ve muhtemelen yabancı delikanlıya fırıncı amca katalanca olarak 'ne alırdınız?' benzeri bir soru soruyor. Delikanlı da katalanca cevap veriyor. Fırıncı delikanlının arkasından katalanca 'Güle gülee' derken onu duyan esnaftan bir bayan şaşırıyor; 'A a, onunla katalanca mı konuşuyorsun?'. İşte can alıcı nokta tam da burası.

Can alıcı noktaya değinmeden önce reklamda benim ilk ilgimi çeken durumdan bahsedeyim: Reklamda müşteri 'yabancı' ve çalışan 'katalan' olsa da günlük hayatta çoğu zaman bunun tam tersi yaşanabiliyor. Örneğin benim sokağımla ana caddenin kesiştiği köşedeki kafeyi vietnamlı bir aile işletiyor. Bu civardaki fırınları ise genelde katalunya dışından gelmiş ispanyollar işletiyor. Fakültemin dibindeki şık kitapçı kafesinde çalışanlar da yine katalan olmayan 'castellanoparlant'lar. Tabii bunun yanında Gràcia gibi eski anlamda bir 'mahalle'ye gittiğinizde nesillerdir aynı bakkalı işleten katalan ailelerle de karşılaşıyorsunuz. Sonuç olarak, günlük hayatta lafa ne zaman katalanca ne zaman ispanyolca girebileceğinizi kestirmek zor.

Bunun yanında, baştaki can alıcı noktaya dönersek, katalanca konuşmayı siz isteseniz de karşınızdaki insan reklamdaki fırıncı kadar hevesli olmayabiliyor bu konuda. La Vanguardia'nın köşe yazarlarından Quim Monzo'nun 3 Şubat 2009 tarihli şu yazısında aktardığı anekdot bu açıdan iyi bir örnek. Özetle şöyle: Bir genç bir kafeye giriyor ve o ana kadar bütün müşterileriyle katalanca konuşmuş olan ve kendisinin de katalan olduğunu isminden anladığımız Mercè'den katalanca 'tonlu sandviç' istiyor. Mercè ise, yabancı olan bu gencin bütün diyalog boyunca ısrarla katalanca konuşmasına rağmen, ısrarla ispanyolca devam ediyor. En sonunda kafeden 'Adéu' diyerek ayrılan gencin ardından Mercè 'Adiós' diyor ve hikaye burada bitiyor. Yani kimin kime katalanca bulaştıracağı tartışmalı... Katalanca öğrenen ve konuşmak isteyen yabancıların en büyük şikayeti ya da şaşkınlığı da bu: Katalanlar bir yandan katalanca elden gitmesin diye kıyameti koparırken bir yandan da -büyük bir kısmı; ama hepsi değil- katalan olmadığınızı anlayınca hemen ispanyolcaya dönüyorlar ('fena mı işte, daha ne istiyorsun?!' diyebilirsiniz; lakin er geç katalanca öğrenmeniz gereken bir yerde ne kadar pratik yapabilirseniz o kadar iyi. Yani bu durumda katalanca için kıyameti koparanları tercih ediyorum ben). Zaten bu yüzden Generalitat bir yandan göçmenleri katalanca öğrenmeye teşvik ediyor bir yandan da bunun gibi videolarla katalanları yabancılarla konuşurken neredeyse otomatik olan ispanyolcaya geçmekten vazgeçirmeye çalışıyor.

Fakültedeki duruma gelince: bu dönemki dört dersimin ikisi katalanca ikisi ispanyolca yapılıyor. Hocaların tercihi bu. Dört derste de yabancı öğrenciler çoğunlukta. Hocaların bazısı 'üniversitenin eğitim dili katalanca, ispanyolca biliyorsanız katalancayı da anlarsınız, ana dilim olduğu için katalanca daha iyi ders anlatıyorum' gibi mantıklı gerekçelerle katalanca ders yapmayı seçerken kimisi de 'madem katalanca bilmeyenler var o zaman ispanyolca yapalım' diyorlar -ama bunu diyenlerin yüz ifadelerinden hangilerinin bu durumdan hiç hoşlanmadığı kestiriliyor. (Bu arada hemen söyleyeyim, lisans derslerinde böyle bir ikilem kesinlikle söz konusu değil. Tek seçenek katalanca).

Kraldan fazla kralcı olmak istemem ama giderek ilk gruba hak vermeye başladım. Barselona dışından gelen katalan arkadaşlarımın -ispanyolca olarak =)- anlattığına göre Barselona'nın dışına çıktığınızda, özellikle de küçük şehirlerde, asla ispanyolca konuşmamış ve konuşmayacak olanlar ezici çoğunlukta. Ayrıca dillerine böylesine sahip çıktıkları için katalan edebiyatı, katalan radyo-televizyonculuğu ve gazeteciliği, kısaca katalan kültür dünyası da hayli ilerlemiş durumda. Hal böyleyken hayatını tamamen katalanca sürdürmek isteyenler de çoğunlukta.

Buna karşın mastırda yine de bir çokdillilik durumu mevcut. Katalanca ve ispanyolca haricinde çoğu hoca fransızca, italyanca ve ingilizce de ödev kabul ediyor. Şimdiye kadar Fransa ve İtalya'dan gelen bir iki hoca kendi dillerinde -hatta bazen çeviri yapılmaksızın- konferans verdiler ve saire.

Şimdilik sizleri Generalitat de Catalunya'nın hazırladığı videoyla başbaşa bırakıyorum. Katalancanın zorluklarına başka bir zaman değinmek umuduyla...

Adéu!